11 Ocak 2011 Salı

Tarihe damga vuranlar

İlk kadın Başbakan
Tansu Çiller
Bilecik Valiliği'nden emekli olan aslen Gürcistanlı Hüseyin Necati Çiller ile Muazzez Çiller'in tek çocukları olan Tansu Çiller, Fındıklı’da, İsmet İnönü İlkokulu’na kaydoldu. Ardından, baba Necati Bey’in Bilecik Valisi olarak atanmasını izleyerek, 1953 yılında, Bilecik Edibali İlkokulu’nun beşinci sınıf öğrencisi oldu. Demokrat Parti, okulunun adını değiştirmişti. Tansu Çiller, ilkokul diplomasını İsmet İnönü değil Namık Kemal İlkokulu’ndan aldı.

Amerikan Kız Koleji mezunu olan Tansu Çiller, Robert Kolej Ekonomi Bölümü'nü bitirmiştir. Doktorasını Connecticut Üniversitesi'nde veren Çiller, doktora sonrası çalışmalarını Yale Üniversitesi'nde devam ettirmiştir. 1978 yılında doçent, 1983 yılında profesör olmuştur. Tansu Çiller'in ekonomi üzerine 9 yayını bulunmaktadır.

Başta Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere çeşitli üniversitelerde çalışmalar yapan Çiller, 1990 yılı kasım ayında Doğru Yol Partisi'nde politikaya girmiştir. 1991 yılı seçimlerinde İstanbul milletvekili seçilen Çiller, Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile kurulan, Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinde ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak görev almıştır.

Süleyman Demirel'in Türkiye Cumhuriyeti'nin dokuzuncu cumhurbaşkanı seçilerek başbakanlık görevini bırakmasından sonra DYP genel başkanlığına aday olan Tansu Çiller, 13 Haziran 1993 tarihli DYP olağanüstü genel kurulunda en yüksek oyu alarak genel başkan seçilmiş ve Türkiye'nin ilk kadın başbakanı olmuştur. 25 Haziran 1993'ten 6 Mart 1996 tarihine kadar 50, 51 ve 52'nci Cumhuriyet hükümetlerinde başbakanlık yapmıştır. RP - DYP arasında kurulan 54. hükümette dışişleri bakanlığı yaptı. 3 Kasım 2002'de yapılan erken genel seçimlerde DYP'nin seçim barajını aşamaması üzerine genel başkanlık görevinden istifa ederek, aktif politikadan çekilmiştir ve yerini Mehmet Ağar'a bırakmıştır. 19, 20 ve 21'inci dönem İstanbul milletvekilliği yapmıştır.

İki çocuk annesi olan Tansu Çiller, İngilizce ve Almanca bilmektedi




Filiz Dinçmen (1939 - .... )

İlk Türk Kadın Büyükelçi

Filiz Dinçmen, 1939 Zonguldak doğumlu. Ankara Kız Lisesi´ni bitirdikten sonra; Siyasal Bilgiler Fakültesi´nden mezun olan Dinçmen 1961 yılında Dışişleri Bakanlığı, BM Dairesi 3. katibi oldu.

1982 yılında Hollanda Lahey Büyükelçisi olan Dinçmen, 1984 yılında Strasbourg´da Avrupa Konseyi Türkiye Daimi Temsilcisi oldu. 1988 yılında ise; bakanlığın ilk kadın müsteşar yardımcısı ve 1991 yılında bakanlık sözcüsü oldu. Filiz Dinçmen´e göre kadın katkısı olmazsa ülke kalkınamaz. Kadınların Türkiye´de tüm haklara ulaşması ve toplumun gelişmesine, kalkınmasına yardımcı olmaları, bu yolda sorumluluk yüklenmeleri bir zorunluluktur.






Selma Rıza Feraceli (1872 - 1931)
İlk Kadın Gazeteci
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tek kadın üyesi Avusturya’lı bir anne ve Türk bir babanın kızı olan Selma Rıza, Osmanlı döneminde entellektüel bir ailenin kızıydı. 1877 yılında ilk Osmanlı Parlamentosu´nda görev almış olan babası Ali Rıza Bey, diplomat olarak görev yaptığı Avusturya´da tanıştığı ve daha sonra müslüman olan Naile Hanım ile evlendi. Yedi çocuğu olan çiftin, en küçük kızları olan Selma Rıza, özel öğretmenlerin denetiminde dersler aldı ve 19.yüzyıl sonlarına doğru ailesinden gizli olarak İstanbul´dan kaçtı ve Paris´te bulunan Jöntürk liderlerinden ağabeyi Ahmet Rıza´nın yanına gitti.

Eğitimini Sorbonne Üniversites'nde yaptı. Selma Rıza Paris'te yaşadığı 10 yıl boyunca Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Bu cemiyetin tek kadın üyesi olan Selma Rıza, Fransızca olarak Paris'te yayınlanan Meşveret Gazetesi'nde ve Türkçe olarak yayınlanan Şura-yı İmmet gazetesinde çalıştı. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanının ardından İstanbul'a dönen Selma Rıza, dönüşünden sonra gazetecilik yapmadı ancak, Kızılay'ın kurulması için çalışmalara katıldı. Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak bilinen bu kuruluşun yönetimindeki fikirler ile hemfikir olmayınca 5 yıl boyunca genel sekreterliğini yaptığı bu kuruluştan ayrıldı. 1931 yılında 59 yaşında ölen Selma Rıza´ın kaleme aldığı iki romanı var.

Selma Rıza Hanım'ın 1892'de kaleme aldığı "Uhuvvet-Kardeşlik" indeki felaketin nedeni, eski bir cariye olan kaynananın evdeki iktidar tutkusu ve diğer cariyelerin yeni gelini kıskanmalarıdır.

Kadının kimlik mücadelesinin romandaki ilk temsilcileri sayabileceğimiz Fatma Aliye ve Selma Rıza hanımların romanlarında eğitimli bir Osmanlı kadınının hayal ettiği aile modelini bulmak mümkündür.


Leman Bozkurt Altınçekiç (1933 - 2001)

İlk Türk kadın jet pilotu.

NATO kuvvetlerinin de ilk ve uzun zaman boyunca tek kadın jet pilotu.1933 yılında Sarıkamış, Kars’ta doğdu. Liseyi bitirdiği yıl Türkkuşu İnönü Tesisleri'nde planör eğitimi aldı. Hemen ardından Türkkuşu Motorlu Okulu'na öğretmen adayı olarak katıldı. 1954 yılında Silahlı Kuvvetler'e kadınların da alınmasıyla ilgili karar çıkınca İzmir Hava Harp Okulu'na başvurdu ve Ekim 1955'te burada eğitime başladı. Pervaneli uçaklarla eğitimini tamamlayarak 30 Ağustos 1957'de mezun oldu.

Daha hızlı ve daha yüksekten uçmak arzusuyla jet pilotu eğitimi almak istedi. Ağustos 1958'de Eskişehir'deki jet eğitim filosuna katıldı ve kısa sürede eğitimini başarıyla tamamladı.

Kasım 1958'de jet pilotu brövesini takan Leman Bozkurt, dokuz yıl süreyle F-84 ve T-33 jet uçaklarında uçtu. Sonraki yıllarda Hava Kuvvetleri'nin karargâh hizmetlerinde çalıştı. Personel Plan Şube Müdürü ve Merkez Şube Müdürü olarak görev yapan Leman Bozkurt Altınçekiç, kıdemli albay olarak Hava Kuvvetleri'nden emekli oldu.

Leman Bozkurt Altınçekiç, 4 Mayıs 2001'de İzmir'de hayatını kaybetmiştir.


Gül Esin ( .... - .... )
İlk kadın muhtar
1933 yılında Türkiye'nin ilk kadın muhtarı seçilen Gül Esin, Aydın'ın Çine İlçesi, Karpuzlu Bucağı'nın muhtarlığını yaptığı dönemde Atatürk tarafından ödüllendirilmiştir.

Muhtar olmasının ardından kahvehanelerde kumar oynamayı yasaklayan Gül Esin, kız kaçırma olaylarını önlemiş ve nikah işlerini düzene sokarak da büyük başarı elde etmişti.

Araştırmacı yazar Ercüment Köybaşı, 1930 yılında, 1580 sayılı yasa ile Türk kadınına ilk kez belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındığını, 26 Ekim 1933’te 2349 sayılı kanunla kadınların köy ihtiyar heyetlerine ve muhtarlığa seçme ve seçilme hakkını kazandığını belirtti.

Yaptığı araştırmada, 1935 yılında yapılan ilk genel seçimde 18 kadın milletvekilinin TBMM’ye girdiğini belirten Köybaşı, bugünkü Meclis’te bile ulaşılamayan bu rakamı, 70 yıl öncesinin tablosunda görmenin Türk kadınının gücünden korkuyu hissetmek mi; yoksa haksızlığın bir ürünü mü olduğunu, tam kestiremediğini ifade etti.

Köybaşı, şöyle konuştu: “1935 yılında TBMM’ye Aydın’dan kadın milletvekili gönderememişiz. Aynı dönemde Karpuzlu köyünden Cumhuriyet’in ilk kadın muhtarını çıkarmışız. Kadınımıza gurur veren o günlerde, 11 Aralık 1933’te Halkevi Gazetesi’nde çıkan haber ‘Büyük inkılabın il kadın muhtarı, vazifen kutlu ve mutlu olsun’ manşetiyle verilmiş. 32 yaşında muhtar seçilen Gül Esin, yaklaşık 500 oy alarak bu görevi üstlenmiş.


Seniha Sami Moralı (1886 - .... )

İlk Türk Kadın Müzeci

Türkiye´nin ilk kadın müzecisi Seniha Sami´dir. Türkiye´de Batılılardan sonra; başlayan müzecilikte Cumhuriyet tarihinin ilk uzmanlık görevini alan kadın müzeci Seniha Sami´nin ailesinden gelen bir birikimi vardı. 1886 yılında dünyaya gelen Seniha Sami, küçük yaşlarda Türkçe´nin yanı sıra İngilizce, Fransızca ve Farsça´yı öğrendi.

Atatürk´ün Cumhuriyet´in ilk yıllarında eğitime yön vermek üzere Amerika´dan getirttiği profesörlerin eserlerini tercüme eden Seniha Sami, Topkapı Sarayı Müzesi´nin yönetimine atanarak ilk kadın müzecimiz olmuştur.

Seniha Sami Moralı Nazım Hikmet'in Büyük baldızı'dır.

Dilimize İngilizce ve Fransızca'dan çok sayıda eserler tercüme ederek değerli kitaplar kazandıran Seniha Sami Hanımefendi, tarih bilginidir. Özellikle Shakespeare'in eserlerini dilimize kazandıran kişi o olmuştur.
(Richard III Faciası. Çev. Seniha Sami. Ahmet Halit Kitabevi, 1946.)
(Antonius ile Kleopatra. Çev. Seniha Sami. İstanbul: Hilmi Kitabevi, 1946)
(Coriolanus faciası. Çev. Seniha Sami. İstanbul: Hilmi Kitabevi, 1942)

Milletlerarası Kadınlar Kongresi'nde Türkiye'yi birkaç kez temsil etmiş ve bu kongrelerde yerine göre, bazen Fransızca bazen de İngilizce konuşmalar yapmıştır.

Hayat mecmuasında yazılar yazdı.




Sabiha Gökçen (1913 - 2001)
Sabiha Hanım 1913 yılında Bursa'da doğdu. II. Abdülhamid tarafından Bursa'ya sürgün gönderilen vilayet başkatibi Hafız Mustafa İzzet'in kızıdır. İlkokula gittiği yıllarda babasını kaybetti ve kardeşlerinin yardımıyla öğrenimini sürdürdü. Atatürk, 1925 yılında çıktığı Bursa gezisinde Sabiha Gökçen'le tanıştı ve içinde bulunduğu güç yaşama şartlarını öğrenince de onu evlat edindi. Ankara Çankaya İlkokulu'nu, daha sonra da Üsküdar Kız Koleji'ni bitiren Sabiha Hanım, Türk Hava Kurumu'nun Havacılık Okulu'na girdi (1935). Burada geçirdiği başarılı öğrenim hayatından sonra, yüksek planörcülük kurslarına katılmak üzere Sovyetler Birliği'ne gönderildi. Dönüşte Eskişehir Hava Okulu'na girdi, aynı zamanda 1.Tayyare Alayı'nda av ve bombardıman uçakları alanında uzmanlaştı.

Sabiha Gökçen, 1937 Ege ve Trakya manevraları sırasında başarılı uçuşlar yaptı. Aynı yıl çıkan Şeyh Rıza İsyanı sırasında yapılan kara harekatını, Dersim ve çevresini havadan bombalayarak kolaylaştıran Sabiha Gökçen 1938'de yaptığı Balkan turuyla ününü Avrupa'ya yaydı. 1938'de Türkkuşu'nda başöğretmenliğe atandı ve 1955'te uçuculuktan ayrıldı. Türk Hava Kurumu Yönetim Kurulu üyesi oldu.

Atatürk�ün manevi kızı, Türkiye�nin ilk kadın havacısı Sabiha Gökçen, tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde (GATA) 22 Mart 2001 Pazartesi günü saat 08.15'te kalp ve solunum durması sonucu vefat etti.







PROF. DR. REMZİYE HİSAR
Prof. Dr. Remziye Hisar, birçok ilke imzasını atmış bir Türk kadını. Türkiye Cumhuriyeti´nin ilk kadın kimyacısı olmasının yanısıra, Fransa´nın Sorbonne Üniversitesi´nden mezun olan ilk Türk kadını..
1992 yılında yitirdiğimiz Remziye Hisar, tipik bir Cumhuriyet kadınıydı. Dünyaca ünlü fizikçi Feza Gürsey ve Milletlerarası Pisikoloji Cemiyeti´nin tek Türk azası psikiyatrist Deha Hanım´ın annesi Remziye Hisar, 1902 yılında Üsküp´te dünyaya gelmişti..
Davutpaşa´daki üç yıllık Mekteb-i İptidayiyi bir yılda başarıyla tamamlayıp mezun olmuş ve dokuz yaşında ilk şahadetnamesini almıştı. Daha sonra, İttihat ve Terakki Mektebi ve Emirgan, İnas Rüştiyesi´ne devam eder. Çok sevdiği Türkçe öğretmeninin İstanbul Darülmuallimatı´na transfer olmasıyla, öğrenimini bu okulda sürdürür. 15 Temmuz 1919 tarihinde bu okulun Darülfünun´a hazırlamak üzere oluşturduğu iki sınıflık bölümünden birincilikle mezun olur. Sınıfın iyi öğrencileri arasında yeralan Remziye Hisar, küçük sınıflardaki öğrencilere geometri ve matematik dersleri vermeye başlar. Mezun olmasının ardından Darülfünun´un kimya bölümüne kaydını yaptıran Remziye Hisar, kimya bölümünü yeğlerken Türkiye´yi temsil eden bir ismin bulunmamasının kendisini üzmüş olmasından ötürü seçtiğini yakınlarına anlatır. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerden ayrı saatlerde ders aldığı bu dönemde, öğretmeni ve okul arkadaşlarıyla birlikte Bakü´ye gider. Ve birden bire bir savaşın tam ortasında bulur kendisini. Kafkasya´daki savaşlar ve Bakü´de kendilerine gereksinim olmadığını öğrenmek bile onu yıldırmaz ve bir erkek öğretmen okulunda öğrencilere ders verir. Ancak, terslikler ve şanssızlıklar birbirini izler Sovyet Rusya´nın Azerbaycan´ın bağımsızlığına son vermesi ile orada tanışıp evlendiği eşi Doktor Reşit Süreyya Gürsey ile birlikte İstanbul´a döner. İlk çocuğunu dünyaya getirmesinin ardından, Adana´da Darülmuallima´ya müdür olarak tayin olan Remziye Hisar, çocuğunu annesine bırakarak Adana´ya gider. Güç koşullarda çalışmasını sürdürmek zorunda kalan Hisar, eşinin tedavi için Paris´e gitmesinin ardından, bilgisini geliştirmek için Paris´e gider. Adını bilim dinyasında duyurmak amacı ile Sorbonne´da kimya bölümünde öğrenim görmeye başlar. Biyokimya sertifıkası alan Hisar, Paris´te Maarif Vekaleti´nin verdiği bursla öğrenim görür. Doktorasına başlayacağı dönemde bursu kesilen Hisar, Erenköy Lisesi´ne kimya öğretmeni olarak atanır. Öğrenimini yarım bırakmak zorunda kalarak yurda dönen Remziye Hisar, zorlu bir çaba sonucunda doktorasını yapmak üzere 1930 yılında yeniden Paris´e gider. Eşinden boşanan ve Paris´e kızı ve kardeşiyle giden Remziye Hisar, günlerini çalışmaya verir. Doktora tezini tamamlamasının ardından, Türkiye´ye döner. 1933 - 1936 yılları arasında İstanbul Üniversitesi´nde kimya ve fıziko kimya doçenti olarak görev yapar. Daha sonra, Ankara Hıfsısıhha Müessesesi´ne farmakodinami şubesi hayati kimya mütehassısı olarak atanır. 1947 yılında İTÜ Makine ve Kimya doçentliği görevine başlayan Hisar, 1959 yılında profesör olduktan sonra 1973 yılında da, emekliye ayrılır.


KORE SAVAŞINI GÖRÜNTÜLEYEN KADIN İLK TÜRK KADIN FOTOĞRAFÇISI
1956 yılında Tifdruk tekniği ile basılan Hayat Dergisi fotoğraf dünyamıza yeni değerler kazandıran bir dergi oldu. Derginin birinci sayısında Hikmet Ferudun Es´in Malatya´dan yolladığı bir yazı dizisi yayınlanmaya başlamıştı. Bu röportajı fotoğraflarıyla zenginleştiren ise; Semiha Es idi..
Bu ikili daha sonra, Kongo, Hollywood yıldızları, kadın gözü ile Tahran isimli çalışmalara Hayat Dergisi bünyesinde imza attılar.
25 Temmuz´da Cumhurbaşkanı Celal Bayar´ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu´nda Kore Savaşı´na katılmak üzere 4 bin 500 kişilik silahlı birliğin Birleşmiş Milletler emrine verilmesi kararlaştırıldı. Hürriyet Gazetesi, savaşın görüntülenmesi için, Semiha Es´i görevlendirdi. 11 Kasım 1950 tarihinde gazetede verilen Kore eki ile Türkler savaşı Semiha Es´in objektifınden izleme olanağına kavuştu.


İLK KADIN DOKTOR
Safiye Ali

Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir ailenin kızı olan Safiye Ali, 1891 yılında İstanbul´da dünyaya gelmiş, özel eğitiminin yanısıra Amerikan Kız Koleji´nden mezun oldu. Balkan savaşı günlerinde cepheden getirilen pekçok yaralıyı görüp doktor olmaya karar verir. Ancak; onun bu isteğini gerçekleştirmek zor olacaktı. Çünkü; o yıllarda bir kadının tıp öğrenimi görmesi olanaksızdı. Oldukça yetenekli ve başarılı bir kişi olarak dikkatleri çeken Safiye Ali, dönemin Maarif Vekili Şükrü Bey´in desteği ile Almanya´ya tıp eğitimine gönderilir. Bu ülkede kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yapan Safiye Ali, Kurtuluş Savaşı´nın sona erdiği günlerde yurda döner ve hemen işe başlar. Kısa sürede Cağaloğlu´nda açtığı klinikte tedaviye başlayan Safıye Ali, o dönemin ünlü doktorlarından Besim Ömer Paşa, Akil Muhtar ve Operatör Emin Bey´den büyük destek görerek süt ve bakımevlerinde çalışır. Ayrıca Türkiye´yi yurtdışındaki tıp kongrelerinde temsil eden Safiye Ali, bir zaman sonra sağlık nedeniyle eşiyle birlikte Almanya´ya gider ve mesleğini burada sürdürür.
İkinci Dünya Savaşı günlerinde Almanya´da yara alanların ve hastaların bakımını üstlenen Ali, savaşın ardından Türkiye´ye döner. Yakalandığı kanserden kurtulamayan Safıye Ali, 1952 yılında yaşamını yitirir.


İLK KADIN HEYKELTRAŞ
Sabiha Bengütaş

Heykellere şekil veren ilk kadın parmakları Sabiha Bengütaş´a ait. O Türkiye´nin ilk kadın heykeltraşı olarak tanınıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak Hamid, Ahmet Haşim, Bedia Muvahhit gibi tarihte iz bırakan pekçok kişi onun parmaklarında yoğurduğu çamurla abideleşti.
1940 yılında dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, babasının Şam´da görevlendirilmesiyle eğitimini Şam´da Fransız Katolik Okulu´nda yapmış. İstanbul´a dönmelerinin ardından Köprülü Fuat Paşa Okulu´na devam edip mezun oldu. Küçük yaşlarda güzel sanatlara ilgi duyduğundan henüz liseyi bitirmeden 16 yaşındayken Sanayi-i Nefise Mektebi in resim bölümüne kaydolmuş. Kendi kendisine antik bir büstü kopya eden Sabiha Bengütaş´ın bu yaptığını gören heykel öğretmeni, kendisinin yaptığına başta inanmadıysa da, daha sonra ikna olunca onu destekleyip okulun heykel bölümüne ilk kız öğrenci olarak alınmasına yardımcı oldu. Yeteneği kısa sürede farkedilen Bengütaş, okulunu birincilikle bitirdi. Roma Güzel Sanatlar Akademisi´nde ihtisas yaptı. İtalya´da büyük deneyimler kazanan Sabiha Bengütaş, Taksim Meydanı´ndaki Atatürk abidesini yapan ünlü İtalyan heykeltraş Canoci´nin asistanlığını yaptı. Abdülhak Hamid´in torunu Emin Bey ile evlenen Sabiha Bengütaş, kocasının diplomat olması nedeniyle birçok yabancı ülkede bulundu, mesleğini bu ülkelerde sürdürdü.
Geleneksel Galatasaray sergisine 1925 yılında katılan ilk kadın sanatçılardan biri olan Bengütaş, 1938 yılında Atatürk ve İnönü için açılan heykel yarışmasında birincilik aldı. Atatürk heykeli Çankaya Köşkü´nün bahçesinde, İnönü heykeli ise; Mudanya´da bulunmaktadır. Uzun yıllar çalışmasını sürdüren Bengütaş, 1992 yılında yaşamını yiti


İclal Ersin

İLK KADIN MUHASEBECİ
İLK KADIN BANKA MÜDÜRÜ
İLK KADIN EKONOMİ DOKTORU
ATATÜRK´ÜN YURTDIŞI EĞİTİMİNE GÖNDERDİĞİ KADIN
Türkiye´de kadın olarak pekçok ilke imzasını atan , ilk kadın muhasebeci, ilk kadın banka müdürü ve ekonomi doktorudur.
1928 yılında Türkiye İş Bankası´nda muhasebeci olarak göreve başlayan İclal Ersin, İş Bankası´nın kurucusu Celal Bayar tarafından Atatürk´e ilk kadın muhasebeci olarak tanıtılınca, Atatürk´ün ilgisini çekmiş, en büyük arzusunun yurtdışında eğitim almak olduğunu söylemesi üzerine, Türk kadınının gelişmesine ve iş yaşamında yer almasına çok önem veren Atatürk tarafından 1939 yılında Cenevre´ye eğitime gönderilir. Türkiye´de meslek gelirlerinin vergilendirilmesi başlıklı tezini Fransızca olarak hazırlayıp doktorasını tamamlar ve 1941 yılında Türkiye´ye dönüp Türkiye´nin ilk iktisat doktoru ünvanını elde eder. İş Bankası´nın Ankara Merkez Şubesi´nin Teftiş Servis Şefliği, İstanbul-Beyoğlu ve Galata şubelerinde kontrolörlük görevlerinin ardından, 1953 yılında açılan İş Bankası Nişantaşı Şubesi müdürlüğü görevine atanır ve on yıl süreyle bu görevde kalır. Böylece Türkiye´nin ilk kadın banka müdürü ünvanını da elde etmiş olur.



İLK KADIN SENDİKACI
13 GÜN İŞKENCEDE KALAN, 45 GÜN FALAKAYA YATARILDIĞINDAN 6 AY TEDAVİ GÖREN, TÜTÜNCÜLER KRALİÇESİ
Zehra Kosova Durmaz, Türkiye´nin ilk kadın sendikacısıdır. 1928 yılında illegal bir tütün işçisi olarak ilk sendikal faaliyete başlayan Durmaz, çalışmalarını 1946 yılında Ferit Kalmak başkanlığında tütüncüler kendi sendikalarını kurana değin yoğun ve illegal biçimde sürdürdü. Sendikacılık yaptığı dönemde 13 gün işkencede kalan Durmaz, 45 gün falakaya yatırılmış ve bu nedenle 6 ay tedavi görmüştür. 1950 yılında sendikanın kapanmasıyla birlikte tutuklanan ve 1951 yılında 16 ay Harbiye Askeri Cezaevi´nde tutuklu kalan Durmaz, hapisten çıkınca sendikal yaşama yeniden dönmüştür.


TÜRKİYE CUMHURİYETİ´NİN İLK KADIN BAKANI
Türkan Akyol


Cumhuriyet döneminin ilk kadın bakanı, 1971 yılında kurulan partilerüstü Nihat Erim Hükümeti´nde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görev alan Prof. Dr. Türkan
Akyol, Başbakan Nihat Erim tarafından parlamento dışından atanmıştı. Bakanlığının sekizinci ayında hükümet içinde çıkan anlaşmazlıklardan ötürü 11 Bakan ile birlikte görevinden istifa eden Akyol, istifasının ardından Ankara Üniversitesi Rektörlüğü´ne seçildi ve
1983 yılında SODEP´in kurucusu olarak siyasete atıldı. Halen serbest doktorluk yaparak yaşam sürdürmektedir.



iLK KADIN HEMŞİRE

Esma Deniz

1924 yılında Amerikan Hastanesi Hemşirelik okulunu bitirmesinin ardından, Amerika´da New York Columbia Üniversitesi, Teachres Colege´e giden Deniz, 1929 yılında mezun olduktan sonra, bir yıl Amerika´da kalarak çalışmasının ardından yurda dönerek hemşireliğini sürdürdü. Esma Deniz, 73 yılını hemşireliğe adadı. 95 yaşında hayata gözlerini yuman Deniz, 1943 yılında açılan Türk Hemşire Derneği´nin kurucularından olup bu derneğin 18 yıl süreyle başkanlık görevini üstlendi. Türk hemşirelerini Uluslararası Hemşireler Birliği´nde temsil eden Esma Deniz, Türkiye´nin Toplum Sağlığı Hemşiresi ünvanına sahipti. Kızılay Özel Hemşirelik Lisesi´nin organizasyonunda görev aldı. Florence Nightingale Hemşirelik Okulu´nun kurulmasına da katkılarda bulunmuştu.




Türkiye’nin ilk kadın avukatı
Süreyya Ağaoğlu

1903’te Azerbaycan’da doğan Süreyya Ağaoğlu, hukuk Profesörü Ahmet Ağaoğlu'nun kızıydı. Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde, arkadaşlarının: gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu, avukat olmayı kafasına koyar. Hukuk fakültesine kaydını yaptırmak istediğinde ise; engellerle karşılaşır. O yıllarda kız öğrenci olmadığından, üniversitenin rektörü olan Haldun Taner'in babası Selahattin Bey'e başvurur.


Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan görüşmeye giden Ağaoğlu, Selahattin Bey'e fakülteye girmek istediğini söylediğinde, odanın içinde kahkahalar yankılanır. Ancak; Süreyya Ağaoğlu, bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 arkadaşını daha götürünce, Size hemen fakülteyi açalım cevabını alır. O yıllarda öğleden önce erkeklere, öğleden sonra ise; kadınlar ders izleyebiliyor ve oldukça da yorucu olduğundan, fakültenin çabası yalnızca bir dönem sürmüş. İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Süreyya Ağaoğlu, avukatlığının yanısıra sıkı bir kadın hakları savunucusu olur.


1948 yılında Berlin, Milletlerarası Hukukçular Komisyonu Üyesi olan Ağaoğlu, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği'nin de kurucusu.Süreyya Ağaoğlu (1903 - 1989)


1949 yılında Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti'ne seçilen Ağaoğlu, 1960 ihtilalinin ardından Yassıada Davaları'nda babasının avukatlığını üstlenerek hukuk savaşı verir.


Süreyya Ağaoğlu'nun çocuğu yoktu
1949 yılında Amerika seyahatine gidiyor. Amerika'da sokak çocuklarının özel muhtaçlar yurdunda barındırıldığını görüyor. İstanbul'a geri gelince "Ben de böyle bir barınma yurdu yaptırmalıyım" kararı alıyor. Kendi ifadesiyle "Taksim parkındaki kimsesiz çocuklar" için bu kararı alıyor. Çevresindekilere göre ise kimsesiz çocuklara olan düşkünlüğünün nedeni kendisinin hiç çocuğu olmaması.

Daha sonra halen faaliyetlerine devam eden Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği kuruldu.


Süreyya Ağaoğlu’nun Londra’da Gördüklerim ve Bir Hayat Şöyle geçti adlı kitaplarıyla çeşitli hukuki makaleleri bulunuyor.


29 Aralık 1989'da İstanbul’da öldü. İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu panelden ayrılırken düşen Ağaoğlu, beyin kanaması geçirdi ve tüm çabalara rağmen kurtarılamadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder